Türkiye’de tarımsal Ar-Ge kurumları yetersiz mi?

Türkiye’de ziraat ve hayvancılık alanında inceleme geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerini başta Tarım Bakanlığı inceleme enstitüleri olmak suretiyle TÜBİTAK, üniversiteler ve hususi sektör yürütmektedir.

BAKANLIK AR-GE’DE NE YAPIYOR?

Bugün TAGEM’e bağlı toplamda 50 inceleme enstitüsü inceleme faaliyeti yürütmektedir. Bakanlığa daha ilk kurulduğu 1930’lu yıllardan itibaren çiftçinin gereksinim duyan hububat tohumu ıslahı rolü verilmiştir. Bakanlıkta Ar-Ge altyapısı hububat ıslahı üstüne kurulduğu için hububatta çeşit geliştirme kapasitesi öteki alanlara göre daha iyi durumdadır.

Ancak aynı kapasitenin hibrit sebze tohumculuğunda geliştirilebildiği söylenemez. Bu alanda Ar-Ge kapasitesine TAGEM’ce yürütülen F1 Hibrit Sebze Tohumculuğu Projesi mühim katkı sağlamıştır. Emeği geçen meslektaşlarıma ve mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Toprak su kaynakları inceleme alanında ise ülkesel ve yöresel problemleri çözecek mühim bir kapasite mevcuttur. Yeni TAGEM Genel Müdürünün bu alandaki gereksinimlerini biliyor olması oldukça mühim bir şanstır.

Diğer taraftan hayvan rahatsızlıkları hakkında koruyucu aşı geliştiren 9 Veteriner Kontrol inceleme enstitüsü, aktüel iş yoğunluğu sebebiyle Gıda Kontrol Genel Müdürlüğüne bağlı olarak etkinlik yürütmektedir.

TÜBİTAK AR-GE’Yİ YÖNLENDİREBİLİYOR MU?

TÜBİTAK’ın, Türkiye’de tüm Ar-Ge faaliyetlerini desteklemesi ve yönlendirmesi beklenir. Ancak hayattaki gelişimleri dikkate alarak Ar-Ge önceliklerini belirlemede ve kafi yardımcı sağlamakta yetersizdir. Bunda hükümetin Ar-Ge için bütçeden ayırdığı kaynak yetersizliği yanında, siyasi kaygılarla istihdam edilen liyakatsiz yöneticilerin oranı da göz ardı edilmemelidir.

Tarım ve hayvancılık alanında nebat ve hayvan ıslahı, rahatsızlık ve zararlılarla mücadele, nebat ve hayvan besleme, gıda, biyoteknoloji, sulama, sensörler ve robotik alanlarda inceleme projelerinin TÜBİTAK tarafınca desteklemesine gereksinim duyulmaktadır. Bu alanlarda kafi Ar-Ge yapılamaması gelecekte besin güvenliği açısından yeni problemler ortaya çıkaracaktır.

ÜNİVERSİTELER NE YAPIYOR?

Üniversitelerin ziraat, veteriner, besin mühendisliği ve su ürünleri fakültelerine ziraat sektörüne kalifiye insan deposu yetiştirilmesi yanısıra inceleme faaliyetleri yürütme rolü de verilmiştir. Bu kurumlardan eğitim yanında, araştırma-yayım yapan merkezler olması beklenir.

Bu gün ziraat, veterinerlik ve besin mühendisliği fakültelerin her birinin sayısı 40’a ulaşmıştır. Alt yapısı olmaksızın oluşturulan fakültelerin eğitim-öğretim haricinde maalesef Ar-Ge yapabildikleri söylenemez. Gerekli kapasite oluşturulmadan oluşturulan fakültelerin diplomalı işi olmayan sayısını artırmaktan öteki bir işe yaramadığı malum bir gerçektir.

ÖZEL SEKTÖR ARAŞTIRMA KURULUŞLARINDA DURUM NE?

Genel olarak tohumculuk ve fidancılık alanında etkinlik yayınlayan hususi sektör firmalarından oluşmaktadır. Tarım sektöründe Bakanlıkça Ar-Ge yetkisi verilen firmaların sayısı 2023 yılı itibariyle 265’e ulaşmıştır.

Bu firmalar, hububat yanısıra mısır, ayçiçeği, şekerpancarı, patates ve bir oldukça yabancı hibrit sebze tohumlarının Türkiye’de çeşit deneme, uyarlama ve ticarileştirme faaliyeti yürütmektedirler.

Yukarıda sayılan kurumlarca tasarlanan çeşitler Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkezince tescil edilmekte ve sonuç olarak ıslahçı hakları korunarak piyasaya sunulmaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye’nin sayısal olarak yeteri kadar inceleme kurumu mevcuttur. Ancak bu kurumların beşeri, yöntem ve mali kapasitelerinin kafi olduğu söylenemez. Kapasitesi kifayetsiz kurumlardan da kalifiye inceleme neticeleri beklenemez.

Özellikle son yedi senelik süreçte üniversitelerden, enstitülerden ve hususi sektör kurumlarından binlerce kalifiye araştırmacı terör örgütü üyesi ya da iltisaklısı denilerek sistem dışına çıkarılmıştır. Maalesef bu beşeri kapasite kaybı uzun seneler telafi edilemeyecektir. Bütün inceleme kurumlarının bilhassa beşeri kapasite geliştirmeye azami ehemmiyet vermesi gerekmektedir.

Diğer taraftan son yıllarda bırakın yurtdışındaki araştırmacıların ülkeye dönüşünü, makul çabalama alanı bulamayan kalifiye araştırmacıların sistem dışına ya da yurtdışına çıkışı hızlanmıştır. Bu vaziyet Ar-Ge’nin geleceği açısından büyük bir problem olarak görülmelidir.

Kurumlarda siyasi sadakati haricinde bir vasfı olmayan, liyakatsiz idarecilerin mevcut kapasiteyi pasifize ederek motivasyou bozmuş olduğu ve sisteme zarar verdiği de unutulmamalıdır.