Ne kadar AR-GE yapıyoruz? – Dr. A. Ahmet Yücer

Dünyada ülkelerin gelişmişlik düzeyinin en mühim göstergelerinden bir tanesi de Ar-Ge’ye verdiği ehemmiyet ve ayırdığı kaynak miktarıdır. Ülkelerin ekonomik olarak büyümeleri ve büyümede devamlılığı sağlayabilmeleri de gene Ar-Ge faaliyetlerine bağlıdır.

Ar-Ge’ye ne kadar hisse ayırıyoruz?

Dünyada Ar-Ge harcamalarının GSYH’ya payı %2’den fazla olan ülkeler gelişmiş ülke grubunda yer almaktadır. Eurostat verilerine göre, 2021 senesinde AB-28’in Ar-Ge masrafları payı yaklaşık %2,27’dir.

TUIK kayıtlarına göre, Türkiye’nin ayırdığı kaynak 2020 senesinde %1,09’dur. Eurostat kayıtlarına göre de 2021 senesinde Türkiye’nin ayırdığı kaynak %1,13’tür.

TUIK 2021 senesinde yapmış olduğu teknik değişikliği ile bu payı her ne kadar %1,40 olarak gösterse de ayırdığımız kaynak AB averajının yarısı kadardır.

Bu oranlar ortadayken çıkıp falan ülkeler bizi imreniyor demenin hiçbir anlamı yoktur. Zaten seçimler geçti, hamaset bitti, kendi gerçekliğimizle baş başa kaldık, imrenen filan da kalmadı.

Ar-Ge masraflarını hangi sektörler yapıyor?

2012 yılı öncesinde Ar-Ge harcamalarının yarıdan fazlasını Yükseköğretim kurumları yaparken, ilerleyen yıllarda şirketlerin payı artmış ve Yükseköğretim kurumlarını geçmiştir. 2021 senesinde da şirketlerin payı gene TUIK rakamlarına göre % 61’e ulaşmıştır.

Bunun sebepleri içinde şirketlere verilen teşvikler, teknoparklar ve meydana getirilen mevzuat düzenlemeleri gösterilebilir. Ancak gelişmiş ülkelere göre kamunun harcamalarının ağırlığı halen yüksektir.

Teknokentlerde vaziyet ne?

Türkiye’de teknokent kurma çalışmalarına 1980’lerde başlamıştır. 1990’larda Teknoloji Merkezleri (TEKMER) kurulmaya başlanmışsa da ilk yasal çerçeve 2001 senesinde 4691 sayılı yasa ile oluşturulmuştur.

Türkiye’de 2023 yılı itibariyle 208 üniversite mevcut iken Sanayi Bakanının açıklamalarına göre yalnızca 66 teknopark faaliyete geçmiştir. Diğer üniversitelerin maalesef hususi sektörle işbirliği yapabileceği teknoparklar hemen hemen kurulmamış ya da faaliyete geçirilememiştir.

Teknoparklarda bulunan şirketler, kurumlar vergisinden, çalışanlar gelir vergisinden muaf tutulmakta, SGK primlerine 5 sene %50 tenzilat sağlanmakta ve program ürünlerine KDV muafiyeti sağlanmaktadır.

Ar-Ge’de sorunumuz var mı?

Ar-Ge faaliyetlerini tabi araştırmacılar ve teknik elemanlar yürütmektedir. Yetiştirilmeleri, istihdamı ve projelerin devamlılığının tamamiyle inceleme ortamıyla ilgilidir. Son yıllarda yetişmiş araştırmacıların yurtdışına gitmesi iç açıcı bir vaziyet değildir.

Sanayi – üniversite işbirliğini sağlanamaması, ilmi çalışmaların teknolojiye dönüşmemesi, ve patent sayısında kayda kıymet artış sağlanamaması mühim sorunlarımız arasındadır.

Bir diğer sorunumuz da Ar-Ge faaliyetlerinin İstanbul-Ankara-İzmir’de yoğunlaşması ve yöresel farklılıklar oluşmasıdır.

Sonuç olarak;

Herhangi bir sektörde büyüme ve başarı kazanılması isteniyorsa karar vericilerin mutlak surette kapasite geliştirmeye ehemmiyet vermeleri gerekmektedir.

Kapasite geliştirmenin 4 temel ayağı vardır. Bunlar;

Mevzuat kapasitesi geliştirilerek lüzumlu teşvik, destek, vergi vb avantajlar sağlamalı,

Mali kapasite ile amme ve firmalar tarafınca Ar-Ge’ye ayrılan kaynak büyütülmeli

Beşeri kapasite ile Ar-Ge personelinin mahiyet ve nicelikleri artırılmalı,

Kurumsal kapasite ile de Ar-Ge kurumlarının sayısı artırılmalı ve altyapısı geliştirilmelidir.

Gelişmiş ülkeler içinde yerimizi almak, ilim ve teknolojide bir bölgelere gelmek istiyorsak Türkiye’yi Ar-Ge konusu ile ilgili cazibe merkezi yapmak zorundayız.

Marifet iltifata tabidir diye hoş bir atasözümüz vardır. Uygun ortam bulamayan kalifiye Ar-Ge personeli çalışacağı makul ortamı arayacak ve bulmuş olduğu ülkelere gidecektir. Bize de hamasi söylemlerle kendimizi kandırmak düşecektir.

Kaynaklar

1- OECD, Main Science and Technology Indicators

2- TÜBİTAK, Ar-Ge ve İnovasyon Politikaları Raporu

3- TÜİK, Bilim ve Teknoloji İstatistikleri