Nasrettin Hoca fıkraları nedir? Nasrettin hocanın komik fıkraları! En komik fıkralar listesi!
Nasrettin Hoca fıkraları nedir? Nasrettin hocanın gülünç fıkraları! En gülünç fıkralar listesi! araştırılıyor. Nasrettin Hoca fıkraları hem keyifli hem de öğretici nitelikleriyle bilinir. Bu fıkralar, Türk kültürünün varlıklı bir ögesidir ve insanları güldürerek düşünmeye teşvik eder. Nasrettin Hoca fıkralarının eşi benzeri olmayan dünyası, her yaştan insanoğlunun keyifle paylaşabileceği unutulmaz öğretiler sunar. İşte sizler için Nasrettin Hoca fıkraları nedir? sorusunun yanıtı. Nasrettin hocanın gülünç fıkraları! En gülünç fıkralar listesi!
NASRETTİN HOCA FIKRALARI NEDİR?
Nasrettin Hoca fıkraları, keyifli olmasıyla beraber öğretici mesajlar da içeren hikayelerdir. Halk arasında yüzyıllardır anlatım edilen bu fıkralar, insanları güldürerek düşündürmeyi başarır. Türk kültürünün kıymetli bir mirası olan Nasrettin Hoca fıkraları, bugün bile popülerliğini koruyor.
Nasrettin Hoca’nın Parayı Veren Düdüğü Çalar Fıkrası
Çocuklar, pazara gelen Nasreddin Hoca‘nın etrafını sarmış. “Hoca, bana düdük al!” demiş biri. “Bana da, bana da!” demiş bir diğeri.
Diğerleri de sırayla:
– Ben de düdük isterim!
– Bir adet de bana!, demişler.
İçlerinden yalnızca biri Nasreddin Hoca‘ya düdük parası vermiş. Hoca, parayı alıp pazara gitmiş.
Hoca, akşam pazardan dönünce çocuklar etrafını sarmış. Her biri düdüğünü istemiş. Cebinden bir düdük çıkaran hoca, parayı veren çocuğa vermiş.
Diğer çocuklar hep bir ağızdan bağırmış:
– Hani bizim düdüğümüz?
Nasrettin Hoca gülerek,
– Parayı veren düdüğü çalar, demiş.
Nasrettin Hoca’nın Ya Tutarsa Fıkrası
Nasreddin Hoca bigün gölün kıyısına gider. Elinde koca bir kaşık yoğurdu da yanına almış.
Nasreddin Hoca, kaşığındaki yoğurdu göle sokmuş ve yoğurdu göle boşaltmış.
O sırada köylülerden biri onu görmüş ve şaşkınlıkla:
– Hoca ne yapıyorsun, diye sormuş.
Hoca gülümseyerek:
– Gölü mayalıyorum, ne yapayım, demiş.
Adam, Hoca’ya bakmış ve kahkaha atarak:
– Ne diyorsun be Hoca, çıldırmış olmalısın. Koskoca göl asla maya meblağ mı?, demiş.
Hoca gülümsemesini asla bozmadan:
– Peki ama ya tutarsa, demiş.

- Nasreddin Hoca bigün köpeğiyle beraber dolaşıyormuş. Yolda karşılarına bir öbek insan çıkmış ve Nasreddin Hoca‘ya köpeğinin akıllı olup olmadığını sormuşlar. Hoca, “Tabii ki akıllı, hatta dünyanın en akıllı köpeği!” demiş. Merak edenler sormuş: “Peki, nasıl anladınız?” Hoca gülerek, “Gördüğünüz gibi, şu an sizinle konuşuyor, benim yerime yanıt veriyor” demiş.
- Bir gün Nasreddin Hoca yemek yaparken tenceresi düşmüş ve kırılmış. İnsanlar merakla Hoca’ya ne işe yaradığını sormuşlar. Hoca gülerek, “Aslında ben tencereyi düşürmedim, o kendisi düştü” demiş. İnsanlar şaşırmış ve sormuş: “Nasıl yani?” Hoca yanıtlamış: “Tencereyi duvara dayamıştım, sonra da duvar kaçtı!”
- Nasreddin Hoca bigün bir hekime gitmiş ve “Doktor Bey, ben çılgın miyim?” diye sormuş. Doktor, Hoca’yı incelemiş ve “Hayır, sen çılgın değilsin” demiş. Hoca sevinçle hekime dönmüş ve “Teşekkür ederim, Doktor Bey. Bu oldukça rahatlatıcı bir haber. Çünkü komşularım bana devamlı çılgın olduğumu söylüyorlar!” demiş.
- Nasreddin Hoca’nın eşeği ölmüş. Hoca, “Bu eşeği nasıl gömersiniz?” diye sormuş. Köylüler, “Toprağa gömeriz, Hoca” demişler. Hoca, “Hayır, yanlış. Toprağı ilkin eşeğe gösterip sonra gömün” demiş.
- Hoca bigün atına binmiş ve ters yöne doğru giderken köylüler ona, “Hoca, nereye gidiyorsun? Yol ters” demişler. Hoca yanıt vermiş, “Benim sorunum yol değil, yön” demiş.

- Nasreddin Hoca bir pazardan satın almış olduğu bir koyunu eve getirirken, biri ona, “Hoca, koyunu niçin kucağında taşıyorsun?” diye sormuş. Hoca yanıt vermiş, “Ne yapayım, koyun da beni kendi kucağında taşımıyor ki!”
- Bir gün Nasreddin Hoca, su kuyusuna düşmüş. İnsanlar yardım etmek için koşmuşlar ve “Hoca, nasıl düştün?” diye sormuşlar. Hoca gülerek, “Kuyunun suyu beni çağırdı, ben de gitmek istedim” demiş.
- Hoca’nın evine hırsız girmiş ve bütün kıymetli eşyaları çalmış. Komşuları, “Hoca, nasıl oldu da ayrım etmedin?” diye sormuş. Hoca yanıt vermiş, “Ben evde değildim, hırsızın gelmesini nasıl ayrım edebilirim ki?”
- Nasreddin Hoca bigün pazarda oturuyormuş. Yanına biri gelip, “Hoca, dükkânın önünde yürüyene üzülme” demiş. Hoca gülerek, “Üzülmem tabii ki, benim dükkânım yok ki!”
- Hoca bigün çocuğuyla beraber yürüyormuş. Çocuğu düşmüş ve ağlamaya başlamış. Hoca, “Ağlama, ağlamak düşmeyi geri getirmez” demiş.
- Hoca, camiye girmek için abdest almak istemiş, ama abdest suyu bitmiş. Hoca, “İyi ki Allah her şeyi bilir” diyerek çeşmeden abdest alırken su kesilmiş. Hoca, “Evet, Allah her şeyi hakikaten de bilir” demiş.
- Hoca bir arkadaşıyla yürüyormuş ve arkadaşı, “Hoca, ne kadar yol kaldı?” diye sormuş. Hoca yanıt vermiş, “Yol değil, para kaldı. Yol daha fazla var!”

- Bir gün Nasreddin Hoca’nın etrafını güvercinler sarmış. Hoca, “Güvercinlere ne oldu?” diye sormuş. Birisi, “Yem vermek için etrafınıza toplandılar, Hoca” demiş. Hoca gülerek, “O vakit beni yem sanıyorlar, ivedi dağılsınlar!” demiş.
- Hoca’nın eşeği sırtında ağır bir yük taşıyormuş. İnsanlar, “Hoca, eşeğe acıma et, yükü hafiflet” demişler. Hoca yanıt vermiş, “Ben yükü hafifletsem de eşek sevinmez ki!”
- Hoca bigün kendi evinin önünde otururken biri gelmiş ve “Hoca, sen burada ne yapıyorsun?” diye sormuş. Hoca gülerek, “Bilgi sahibi olmak için evin içerisine girmeye gerek yok, buradan da görülebiliyor her şey!”
- Nasreddin Hoca bir arkadaşıyla kahvehaneye gitmiş. Arkadaşı, “Hoca, bu köyde hepimiz bizi izliyor gibi hissediyorum” demiş. Hoca gülerek, “Tabii ki izliyorlar, bu köyde tv olmadığı için bizi seyrediyorlar!”
- Hoca bigün birine borç para vermiş. Aradan uzun bir vakit geçmesine karşın parasını geri alamamış.

- Sonunda karşısına çıkan kişiye, “Borcumuzu unuttun mu?” demiş. Karşısındaki şahıs gülerek, “Hoca, sen bana asla para vermedin ki!” demiş. Hoca sevinerek, “Oh, ne kadar şükür, iyi ki hatırlattın!” demiş.
- Bir gün Nasreddin Hoca, bir arkadaşına, “Bana en sevdiğin kitabı ödünç verebilir misin?” demiş. Arkadaşı yanıt vermiş, “Tabii ki, hangi kitabı istiyorsun?” Hoca, “Yarın dükkâna bırakırım” demiş.
NASRETTİN HOCA KİMDİR?
Nasreddin Hoca, 1208 senesinde Hortu’da dünyaya gelmiş ve 1284 senesinde Akşehir’de vefat etmiştir. Nasrettin Hoca, Anadolu Selçukluları döneminde Hortu ile Akşehir ve etrafında yaşayan efsanevi kişidir.
Çoğunlukla hazırcevap ve gülmece anlayışını sahip bir bilge olarak aksettirildiği hikâyelerle tanınmış Nasreddin Hoca’nın gerçekte yaşayıp yaşamadığına, yaşadıysa reel benliğinin ne olduğuna dair tartışmalar olmakla beraber reel bir tarihî benlik olduğuna dair birtakım belgeler bulunmaktadır. Bu belgelerden edinilen bilgilere göre 1208 senesinde Hortu köyünde doğan Nasreddin Hoca burada temel eğitimini aldıktan sonra Sivrihisar’da medresede eğitim görmüş ve babasının ölümü üstüne döndüğü memleketinde köy imamlığı görevini üstlenmiştir. Nasreddin Hoca, bir müddet sonra zamanın tasavvufi kanaat merkezlerinden Akşehir’e göç ile Mahmûd-ı Hayrânî’nin dervişi olarak Mevlevîlik, Yesevîlik ya da Rufâilik yoluna mensup olmuştur. Akşehir’de mülki görevler üstüne alan ve bunun yanı sıra Akşehir çevresindeki civarlarda de kısa süreli bulunmuş olduğu düşülen Nasreddin Hoca 1284’te gene Akşehir’de ölerek günümüzdeki Nasreddin Hoca Türbesi’ne gömülmüştür. Nasreddin Hoca’nın adına anlatılar hikâyeler etrafında gelişen efsanevi kişiliği ölümüyle aynı yüzyıl içerisinde ortaya çıkmış olup Nasreddin Hoca adına addedilen yazılı anlatılar yüzyıllar içerisinde onlarla anlatım edilen sayılardan binlere kadar çıkmıştır. Çoğunlukla hazırcevap bir alim olarak aksettirildiği hikâyelerin yanı sıra Nasreddin Hoca’nın mânâsız laflar söyleyen akıldan eksik birisi olarak sunulmuş olduğu farkı benlik özellikleri barındıran hikâyeler de bulunmaktadır. Ermiş bir bilginden saçma laflar sarf eden bir deliye kadar çoğu değişik benlik özelliği bulunduran bu hikâye çeşitlenmesinin anonim anlatıların da vakit içerisinde Nasreddin Hoca adına bağlanmış olabileceği ihtimali ile açıklanmaktadır. Günümüzde bibliyografik bir kıymeti bulunan Nasreddin Hoca yazılı kültürünün malum en eski anlatısına 1480 senesinde telif edilen Saltuknâme’de rastlanmakla beraber Povest o Hoce Nasreddine serisi 1,5 milyon ile şimdiye dek en oldukça satışı meydana getirilen Nasreddin Hoca derlemesidir. Bu eserlerden derlenen fıkralar, ihtiva ettiği mesajlar, özellikleri ve mitolojik nedenler gibi değişik bağlamlarda incelenmiş olup çoğu ülkede eğitim-öğretimde de kullanılmaktadır.
Yeni doğan bebeğin bebek bağının türbesine gömülmesi, yeni evlilerin öncelikle türbesini ziyaret etmesi gibi halk inanışlarında yer alan Nasreddin Hoca’ya dair hikâyeler Türk halklarının yanı sıra Araplar, Bulgarlar, Çinliler, Farslar, Macarlar, Ruslar gibi değişik toplumlarda da yer edinmiş olup Naara Suoks, Jiyrenşe Şeşen gibi mahalli kahramanlarının anlatıları ile iç içe geçmiş hâldedir. Geniş bir coğrafi alana yayılımına bağlı olarak sanat ve tanınmış kültür alanlarında Nasreddin Hoca’ya dair çokça eser verilmiştir. Bunların arasında 1775-1782 yılları aralığında yazılan Nasreddin Hoca’nın Mansıbı malum ilk oyun, 1939’da vizyona giren Nastradin Hoca i Hitar Petar malum ilk filmdir. Ayrıca 1996 yılı UNESCO tarafınca dünya genelinde Nasreddin Hoca Yılı olarak kutlanmış olup günümüzde Nasreddin Hoca adına şenlikler, yarışmalar ve ilmi toplantılar düzenlenmektedir.

Efsanevi kişiliği
Fıkralardan türeyip Nasreddin Hoca’yı ermiş, bilgin, hazırcevap, çılgın dolu yayınlayan ve çoğu değişik benlik özelliği yansıtan muhtelif anlatılar mevcuttur. Fıkralarının sayısının geçmiş yazılı eserlere doğru gidildikçe azalması bir dizi anonim fıkraların vakit içerisinde Nasreddin Hoca adına bağlanmış olabileceği olasılığını güçlendirmekte[54] ve efsanevi Nasreddin Hoca benliğinin bu yolla çeşitlendiğini düşündürmektedir. Saltuknâme’de geçen bir fıkraya göre aynı şeyhin müridi olan Sarı Saltuk, Nasreddin’e Akşehir’de rastlar. Nasreddin, Saltuk’a altın, gümüş tabaklar içerisinde yemek ikram eder. Bu caka karşısında Sarı Saltuk, kendiliğinden “Bu erkek acaba bu kadar serveti babasından miras mı aldı yoksa kendini mi kazandı?” diye sorar. Misafirinin aklından geçenleri sezen Nasreddin der ki: “Bütün bunlar babamdan kaldı. Benim, bu dünyaya gelirken getirdiğim ve bigün dünyayı terk ederken de götüreceğim üç nesnedir.” Saltuk’un “Bu üç nesne nedir?” sorusuna Nasreddin Hoca’nın yanıtı “Bir sikimle iki taşağım.” olur. Bu kaba laflar Sarı Saltuk’un garibine masraf ama düşüncesini yüksek sesle söylemeye cesaret edemeyerek kendiliğinden “Böyle bilge bir erkek anlamsız şeyler söylemez, her halde sözlerinin gizli saklı bir manası vardır. Acaba ne demek istedi?” diye düşünür. Nasreddin misafirinin aklından geçenleri sezer ve der ki: “Kafanı boş yere yorma, söyleyeyim; bu üç şeyden maksadım: Birincisi iman, ikincisi amel, üçüncüsü de ihlâstır.” Bu fıkra Nasreddin Hoca’nın benliğinin bir türlü mistik yorumudur ve ölümünden hemen hemen iki yüzyıl sonra kişiliğine aslından tamamiyle farklı, karşısındakinin düşüncelerini keşfetme gibi nitelikler yakıştırıldığı görülmektedir.