Karabatak kitaplar

Edebiyat zamanı birazcık da yitik kitapların tarihidir. İster doğuda talep eder batıda olsun, yazar biyografilerinin sonuna doğru “… Adlı bir eseri daha bilinse de hemen hemen ele geçmemiştir” ya da “Bazı kaynaklarda … isimli bir eser daha yazdığı rivayet edilmektedir” minvalinde cümleler okuruz.

Yani bu kitaplar yazarı tarafınca kaleme alınmıştır ama zamanla “bir şekilde” kaybolarak günümüze ulaşamamıştır. Bu “bir şekilde”yi birkaç şekilde anlayabiliriz: Yazarın bizzat kendisi ya da bir sansürcü tarafınca imha edilmiş olabilir, bir yangın ya da selde yitmiş olabilir, kazara bir yerde unutulmaya bırakılmış olabilir ya da bir kütüphane rafına, bir sahaf deposuna gizlenmiş olabilir.

GİZLİ BAHÇELER, TERK EDİLMİŞ ŞATOLAR

İtalyan yazar Giorgio van Straten Kayıp Kitapların İzinde’de tam da bu türden kitapların peşine düşüyor. Kayıp kitapların hikâyelerine merakının kökeni ise çocukluğunda saklı:

“Kayıp bir kitabın hikâyesine her rastlantı edişimde, çocukken gizli saklı bahçelerden, gizemli teleferiklerden, terk edilmiş şatolardan bahseden kitaplar okuduğumdaki gibi bir pay kapıldım. Bir serüveni ve o serüvenin gözden kaçan büyüsünü yaşama fırsatını gördüm ve gizemi çözen kahraman olabilmeyi umut ettim.”

Giorgio van StratennKayıp Kitapların İzindenÇev. Merve Yalçın PelitnEverest Yayınların2022n82 sayfa

Kahraman Giorgio van Straten, “birilerinin görmüş olduğu hatta okuma şansının olduğu ama sonradan yok edilen ya da peşinde neredeyse asla iz bırakmadan yok olan” diye tanımladığı yitik kitaplar serüveninde Ernest Hemingway’dan Nikolay Gogol’e, Walter Benjamin’den Sylvia Plath’a sekiz isme ait eserlerin gizemini çözmeye çalışıyor. Straten, usta bir dedektif olmasının yanısıra talihli da sayabiliriz: Çünkü peşine düşmüş olduğu yitik kitaplardan birini, kitap yok olmadan ilkin okuyan dört beş kişiden biri kendisidir. Ama ne yazık ki eserin kaybolmasına mani olamamıştır.

YA BİZİM KAYIP KİTAPLAR?

Türk kültür tarihinde de buna benzer serüvenler var: En meşhur yitik kitaplarımızdan biri, Osmanlı tarihinin başlangıcı için paha biçilmez kıymeti olan Orhan Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşi Fakih’in Menakıb-ı Al-i Osman isimli eseridir. Bu kaynaktan 15. yüzyılda yaşayan tarihçi Aşıkpaşazade vasıtası ile haberdar oluyoruz. Aşıkpaşazade, Geyve’de evinde konuk kalmış olduğu Yahşi Fakih’in kitabını görmüş ve kendi tarihini yazarken istifade etmiştir:

“Yahşi Fakih Sultan Bayezid Han’a gelinceye kadar bu vakaları ve menkıbeleri yazmış. Ben de Orhan Gazi’nin imamının oğlu Yahşi Fakih’e bağlı kalmış olarak başkalarından duyduklarımla beraber Osmanoğulları’nın laflarından ve vakalarla dolu menkıbelerinden kimilerini kısacası kaleme aldım.”

Yahşi Fakih Menakıb’ındaki Osman ve Orhan dönemlerine ait rivayetlerin, yer adlarının denetimi ve toponimik-topografik araştırmalar neticesinde doğru bilgiler içerdiğini belirten Halil İnalcık’a göre eser, Osmanlı tarihinin ilk devri üstünde tüm Tevârîh-i Âl-i Osmân’ın ana kaynağıdır.

GELECEKTE BİR GÜN…

İşte Aşıkpaşazade’nin görüp kullandığı, Osmanlı’nın kuruluş devri üstündeki sisleri dağıtacak bu ana kaynak daha sonra enteresan bir halde ortadan kaybolur. Fakat 19. yüzyılda bu eseri gören biri vardır: Ünlü ozan Abdülhak Hamid’in babası, reisületıbbâ, devlet adamı ve tarihçi Hayrullah Efendi! Ömer Faruk Akün’ün tespitine göre, Hayrullah Efendi’nin Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye Tarihi’ni yazarken görmüş olduğu eserler arasında Yahşi Fakih’in Menakıb’ı da vardır. Ayrıca Hayrullah Efendi’nin eserden “Molla İlyas’ın oğlu Şeyh Yahşi Fakih’in tarihi” şeklinde bahsetmesi, bu kaydın Aşıkpaşazade’den gelmeyip onun gördüğünden daha sonraya ait ve daha değişik bir nüshayla bağlantılı bulunduğunu belli etmektedir. Buna karşın şu an Yahşi Fakih’in Menakıb’ına dair rastgele bir iz yok.

Ancak 14. yüzyıldan beri varlığı malum Türk dilinin ilk sözlüğü olan Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’ünün 20. yüzyılın başlangıcında Ali Emiri Efendi tarafınca İstanbul’da bulunması daima sürprizlere hazır olmamız gerektiğine işaret ediyor.

Kayıp Kitapların İzinde koşan Giorgio van Straten de bu hususta ümitli:

“Aranan eser sonsuza dek yok olmuş gibi görünmektedir, gene de bir olasılık birileri, bir yerde, gelecekte bir gün…”