Oyuncu Emre Kıvılcım bilinmeyenlerini anlattı: Veda Mektubu değil veda mesajı yazdım!

Emre Kıvılcım ‘Veda Mektubu’nda canlandırdığı Mehmet karakterine benziyor; “Ben de olgunumdur, sakin bir hayatım var, planlı yaşamayı severim” diyor. Ama bunların yanısıra olabildiğince kibar, sıcak, güler yüzlü ve heyecanlı biri. Kendisi “Benim için asıl
performans” dese de kabiliyetinin yanı sıra ekranın aramış olduğu esmerlik, muntazam fizik gibi kriterleri de tam anlamıyla karşılıyor. Başlıyoruz onu yakından tanımaya…

Fotoğraflar: Muhsİn Akgün/MASTÜDYO

Seni magazinde pek görmedik fakat çok hayranın var. Endonezya’da bile bir markanın yüzü olmuşsun…

İlk oynadığım ‘Elif’ dizisi aşağı yukarı 45 ülkeye satıldı. Başarılı bir halde 3 yıl sürdü. Gösterildiği ülkeler içinde, Endonezya’da çok öne çıktı. Gidene kadar ben de bu kadar yankı uyandıracağını düşünmemiştim fakat orada bir izdihamla karşılaştım. Endonezya’nın bende ayrı bir yeri var.

Sence dizilerimizin yurtdışında bu kadar sevilme nedeni ne?

Daha yaşamdan mevzular işleniyor ve kültürümüz insanların dikkatini çekiyor. Kendilerinden çok şey buluyorlar bence. Türkiye harbiden sektörel olarak dünyada yeri olan bir ülke.

İş konusu ile ilgili hassasımdır

Kadın seyirciler sana bayılıyor. Sen jön müsün?

Jön ne demek?

Yakışıklı adam başrol oyuncusu diye tabir edebiliriz…

Klasik olacak bir ihtimal fakat yalnızca tamamiyle fizyolojik özellikleriyle mevcud bir başrol oyuncusu olmak istemem. Bazı karakter aktörleri o denli iyi performans sergiliyor ki başrollerden daha fazla yankı uyandırabiliyorlar.
O yüzden asıl benim için her vakit performans. Umarım hep kendini geliştirebilen bir oyuncu olurum.

Sence kariyerinin ne kadarı yetenek, ne kadarı dış görünüş?

Oyunculuk mesleği de yaşamın kendisi gibi. Yaşamımızda hangi özelliklerimiz ne kadar etkiliyse sektörde de onların öne çıktığını görüyoruz. Tabii laf her vakit seyircinin.

Şimdi seni Kanal D’de yayımlanan ‘Veda Mektubu’nda, Mehmet karakterinde izliyoruz. Mehmet mantık adamı. Sana ne kadar benziyor?

Mehmet olgun, planlı yaşamayı seven, hayatına çok romantik değil, mantıksal kararlar vererek devam eden, işkolik bir karakter. Ayrıca sevilmiş olduğu insan için her şeyden vazgeçmeyi göze alabilecek ve yeri geldiği vakit onu kendinden bile koruyacak biri. Yapımcımızla konuştuğumda Mehmet’e kendimi çok benzettiğimi söylemiştim. Oynadıkça örtüşen noktalar buldum.

Ne gibi özellikleri sana benziyor?

Ben de olgunumdur, sakin bir hayatım var, planlı yaşamayı severim. İş konusu ile ilgili çok hassasımdır, onun dışındaki konularda aşırı romantik davranan biri olmadığımı düşünüyorum. Sevdiğim kişinin mutluluğu benim de her vakit önceliğim olmuştur. Ama dizide Mehmet’in yaşamı planladığı gibi gitmiyor ve duyguların öne çıkmasıyla anı yaşamaya, kendini plansız bir halde dönemin akışına bırakmaya başlıyor. 

Aşkın için sen de bu şekilde savaş verir misin?

Tabii ederim, Malatyalıyız (gülüyor).

Hiç öyle bir aşk yaşadın mı?

Çok savaşım etmem ihtiyaç duyulan vaziyet olmadı. Zamana bırakınca ilerledi. Tabii karşındakinin mutluluğu için bazı durumlarda çabalaman gerekiyor. Âşık oldum fakat kimsenin peşinden koşmadım.

Peşinden koşacağın birisini istiyor musun hayatta?

Şu anda hayatımda biri var zaten, o yüzden hayır.

Veda mesajı yazdım

Canlandırdığın karakter aşkı uğruna ailesini karşısına alıyor. Sen bu kadar yürekli olabilir misin?

Mehmet aslında ailesine rest çekip gidemiyor da. Sanırım ailemi karşıma almam fakat sevgimden de vazgeçmem. İkisini ortak bir noktada buluşturmak için savaşım ederdim.

Hiç ailenin karşı çıkmış olduğu bir dair oldu mu?

Yok, esasen ailemin genellikle geç haberi olur. Annem genellikle her şeyi bilir.En son babam duyar olayları. Ciddiye binince ona söylerim.

Dizinin odağında bir veda mektubu var. Böyle bir ayrılık yaşadın mı?

Ben veda mektubu değil de veda mesajı yazdım. Uzun süreli ilişkilerim oldu. Ayrılınca “Hadi görüşürüz” deyip gitmiyorsun. Karşılıklı bir izahat gerekiyor. Bunu ayrıldıktan sonra yapacaksan arayarak olmuyor, mesaj yoluyla yapıyorsun. Benim de uzun uzun açıklamaların yazıldığı mesajlarım olmuştur.

 Kıskançlık birazcık var

Bir süredir oyuncu Yulduz Rajabova ile birliktesiniz. İsmi söyleniş etmek zor olmuyor mu?

Özbekistanlı, ismi da Özbekçede star anlamına geliyor. O yüzden ben de Yıldız diyorum.

Bir dizi setinde başladı ilişkiniz değil mi?

Evet, şimdiki projeden ilkin Türkiye-Özbekistan ortak yapımı, Celalettin Harzemşah’ın yaşamını özetleyen bir iş çektik. Oradaki partnerimdi.

İlk görüşte aşk mıydı?

Tabii ki ilk görüşte etkileşim vardı. Dizi çekimleri için Türkiye’ye gelmişti. Pandemi başladı ve 7-8 ay burada kaldı. O dönemde birbirimizi tanıdıkça serüvenimiz başladı.

Romantik misindir?

Çok romantik değil fakat komiğim. Şakalaşmayı severim, sevgilimle hem arkadaş hem sevgili olurum. Birbirimizin ihtiyacı her neyse onu karşılarız yani.

Yulduz Hanım Özbekistan’da yaşıyor. Mesafenin aşka tesiri ne oluyor?

Zor bir süreç. Ama sevince bunların üstesinden geliyorsun. O yüzden tarihi geldiği vakit yaşanabilecek durumlara kucak açmış bir halde bekliyorsun.

İkiniz de oyuncusunuz. Ama arada kültür farkı da var. Kıskançlıklar yaşanıyor mu? Mesela ilk kısımda senin baklavaları falan gördük…

Kıskançlık birazcık var (gülüyor).Özbekistan’da dizilerde öpüşme sahneleri ya da üstsüz görüntüler yok. Onun da çok alışık olmadığı bir sistem. Aslında alışma aşamasında şu an. Şaka bir yana, Yulduz da oyuncu olduğundan buraları basit aşıyoruz.

İlk adımı hep hanımlar attı

Hep yakışıklı ve alaka gören biri miydin?

Ben yakışıklı mıyım? Teşekkür ederim. Üniversitede dikkat çekiyordum sanırım. Şimdi aklıma geldi de bazı durumlarda dostlarım arkamdan yürürlerdi; “Bilerek senin arkanda yürüyoruz, bizi fakat öyle ayrım ederler” falan diyorlardı (gülüyor). O zamanlar o denli da bilincinde değildim yani bunun. Oyunculuğa da yakışıklı olduğum için başlamadım tabii.

Çapkın ya da flörtöz bir tarafın var mı?

Flörtöz değilim, hovarda hiç değilim. Zaten flörtöz olmak için fazla düzümdür. Hayatımda kimse olmasa da birisinden etkilensem bile utanıp hiç konuşamadığım yıllarım oldu. Örneğin lisedeyken birini sevmiştim. Hiç konuşamadan geçti, bitti.

Aa, harbiden mi?

Evet, maalesef 3-4 yıl süresince hiç konuşmamıştık, ben çok mahcup olduğum için. Sonraki ilişkilerimde de genellikle ilk adımı hep hanımlar attı.

Bu kadar mahcup biri için zor bir meslek seçmişsin…

Kamera olmadığı zaman, dışarıda bir resim çekimi yapılıyorken bile birazcık çekiniyorum aslında. Ama kamera, ekip, set olunca evimde gibi hissediyorum kendimi ve rahatlıyorum. Bu şekilde utangaçlığımı da aşıyorum.

Sosyal medyada çok takipçin var. Ahlaksız teklifler geliyor mu?

Geliyor tabii.

1’den 10’a kadar derecelendirsen. Ne seviyede?

8-9’lar (gülüyor).

Neler geliyor?

En masumu evlenme teklifi, öyle söyleyeyim yani.

Sosyal medyadan biriyle tanışıp beraber olur musun?

Yok.

Nurgül Yeşilçay, Rabia Soytürk (üstte, sağda), Selim Bayraktar ve Bennu Yıldırımlar’ın rol almış olduğu ‘Veda Mektubu’ pazartesi 20.00’de Kanal D’de.

Yıllık iznimi alıp sete çıktım

Malatyalısın… Ailen orada mı? Yaşanan zelzele felaketi sizi iyi mi etkiledi?

Ailem İstanbul’da oturuyor, 10 yaşımdayken taşındık Malatya’dan İstanbul’a. Ailemin bir bölümü hâlâ Malatya’da. Depremden kaynaklı biz de çok zor bir süreç yaşadık. Bir kaybımız olmadı fakat aileden kimse evine giremiyor hâlâ. Psikolojik açıdan büyük sorun atlattılar, evleri ağır hasar görmüş olanlar da var.

Çok geçmiş olsun. Peki anne-baba mesleği neydi?

Babam emekli, annem ev hanımı. Üç kardeşiz. İkiz kardeşim var. Avustralya, Sidney’de yaşıyor. O da erkek.

Benziyor mu sana?

Çift yumurta ikiziyiz. Fiziksel olarak benzemiyoruz fakat ses tonu, hareketler, mimikler aynı.

İkizlerde birinin canı acıdığında öteki de hisseder falan derler. Öyle mi gerçekten?

Yok, o tek yumurta ikizlerinde fakat ikiz olmak değişik gerçekten. Normal kardeş gibi değil. Adeta onun için yaşıyorsun, her başarında ona iyi mi yararlı olabilirim diye düşünüyorsun. Çok acayip.

Aslında kimya mühendisisin. Oyunculuk nereden çıktı?

Üniversite yıllarında başladım. Sonra mesleğimi yaparken oyunculuk eğitimi aldım. Yani menajersiz girdim bu işe.

İşyerinde senelik izin kullanıp ilk filmimizde oynamaya gitmişsin. Doğru mu?

Evet, harbiden öyle oldu. Benim çalışmadan oyunculuk kovalayabilecek durumum yoktu. Hayatıma devam etmek için para kazanmam gerekiyordu. Her gün işten çıkardım, akşam Cihangir’e kursa giderdim. O şekilde devam ederken bigün film teklifi geldi. Yıllık iznimi alıp ilk kez sete çıktım.

Şirkettekilerin haberi var mıydı filmimizde oynayacağından?

Onlara “Malatya’ya gidiyorum” dedim. Film yayımlandığında da şirketten ayrılmıştım. Hemen sonrasında yeni bir proje geldi. Ben en dipten, tek başıma başladım. O yüzden yaptığım her iş benim için anlamlı ve hayatımda bir yere haiz oldu.

İş güvenliği uzmanlığı üstüne de yüksek lisans yapmışsın ardından. Ama hepsini bırakıp oyunculuğu seçmişsin. Ailen ne reaksiyon verdi?

Ailelerin yüzde 80’i çocuğunun güvence bir işi olsun istiyor… Çocuklarının iyiliği adına risk alsın istemiyorlar. Ama genellikle üniversiteye gittikten sonra tek başına karar vermeye başlıyorsun, yaşamın değişiyor. Bana da “Emin misin” dediler. Çünkü oyunculuk büyük bir bilinmezlik, çok acımasız bir sektör gibi görünüyor dışarıdan. Ben rahatsız edici boyutta vakalar yaşamadım.

Hayallerinizden vazgeçmeyin

“Oyunculuk için verdiğim mücadeleyi kendim biliyorum. Sıkıntılar yaşadığım dönemler oldu. Ama hiç bir vakit pes etmedim. Bu mesleğe yeni başlamış olacak olanlara ‘Hayallerinizden katiyen vazgeçmeyin, her insanın bir tarihi var, ümitsizliğe kapılmayın’ diyebilirim.”