James Jeffrey: Artık Erdoğan ile iletişim kurmak zorundayız

Türkiye’de sonuçlanan seçimler ile beraber Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 5 sene daha Cumhurbaşkanı olarak vazife yapacak.

Seçim öncesi ise Amerika Başkanı Joe Biden, Türkiye’deki karşıcılık cephesine açıkça yardımcı vermiş, bir darbe ile değil seçim ile hükümeti devirebileceklerini söylemişti.

ABD’nin ilaveten terör örgütlerine bilhassa Suriye’de bulunan terör örgütü YPG’ye desteği malum bir gerçek.

“Biden yönetimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la direkt olarak ilişki oluşturmak zorunda”

Tüm bu gerçekler ışığında ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Ankara-Washington hattında oluşabilecek seyre dair bir yazı kaleme aldı.

Joe Biden’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişki kurmaya zorunlu olduğunu anlatım eden Jeffrey, “Küresel vaziyet o denli tehlikeli ve Türkiye o denli mühim ki, Biden yönetimi, bilhassa de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la direkt olarak ilişki oluşturmak zorunda” dedi.

Erdoğan’la temasın Amerika için ‘en mühim fakat en zor adım‘ olacağını belirten Jeffrey, giderek daha oldukça Amerikan karşıtı haline gelen Türklerin bunda haklı nedenleri olduğunu kaydetti.

“Türkiye ile karşılıklı işbirliği şart”

Wilson Center isimli kanaat kuruluşunda Ortadoğu Programı Başkanı olarak vazife yapan James Jeffrey, kurum sitesinde gösterilen analizinde “Erdoğan’ın Seçim Zaferinden Sonra Türkiye-Batı İlişkileri: Etkileşime Girin, Anlayın, Üstesinden Gelin” başlığını kullanarak şunları kaydetti:

“Türkler zamanı bir üçüncü devre için Erdoğan’ı cumhurbaşkanı seçti. Liderliği büyük ihtimalle Batı’yı kızdırmaya devam edecek fakat Washington Türkiye’nin yakın çevresindeki endişelerini anlamaya çalışırsa ilişkilerdeki gerilimi aşacaktır.

Zorlu bir rekabetten sonra Erdoğan’ın aynısı görülmemiş galibiyeti, büyük ihtimalle Türkiye’nin Batı tarafında bir diken olarak kalmasına kapı araladı fakat G-20 büyüklüğündeki kuvvetli ekonomisi, diplomasideki uzmanlığı, askeri gücü ve her şeyden ilkin konumu ile Türkiye bu tehlikeli dönemde mutlaka gereklidir.

Erdoğan’la ilişki oluşturmak en mühim fakat en zor adım. Çoğu Türk gibi o da son 20 yılda Amerika ve Avrupa’ya karşı bir dereceye kadar haklı bir kızgınlık besliyor. Ancak bir oldukça Türk’ün aksine Erdoğan, kültürel ve romantik açıdan Batı yanlısı olmaktan oldukça Batı’ya karşıdır. Fakat iyi haber şu ki karşılıklı işbirliği şart.

Washington ve Brüksel, karşılıklı ahenk istiyor, ki bu Erdoğan’ın pek iyi yapmadığıbir şey. Bununla beraber küresel vaziyet o denli tehlikeli ve Türkiye o denli mühim ki, Biden yönetimi, bilhassa de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisiyle yakın ilişki oluşturmak zorunda. Biden’ın 30 Mayıs’ta Erdoğan’ı araması mühim bir ilk adımdı.”

“Türkiye’nin Rusya’ya yaptırım programını ve S-400 alımını bilakis çevirmesini beklemek baş ağrısı oluşturur”

“Etkileşim lüzumlu fakat problemleri çözüme ulaştırmak için kafi değil. Türkiye, yakın çevresindeki politikalara yaklaşımlarından dolayı uzun yıllardan beri Washington ve AB ile çatışma halinde. Gerilimleri çözüme ulaştırmak ve hatta yönetmek, Türkiye’de ve Batı’da yerleşik zihniyetler tarafınca engelleniyor.

Türkiye 2020’den beri kuzeybatı Suriye, Libya, Kafkaslar ve en önemlisi Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü eylemlerde görüldüğü gibi, Rus yayılmacılığına varoluşsal olarak karşıdır. Ancak Türkiye’nin Moskova’yı idare etme konusu ile ilgili oldukça dikkatli olmayı gerektiren kritik çıkarları vardır. Rusya ile karşılıklı ticareti 60 milyar doların üzerinde; Amerika ile olanın iki katı. Ayrıca Türkiye gaz ithalatının yüzde 50’sini Rusya’dan yapıyor.

Türkiye’nin Rusya’ya NATO yaptırımları programını ya da S-400 alımını bilakis çevirmesini istek etmeyi sürdürmek, oldukça azca bir hasılat için devamlı baş ağrısı oluşturacaktır.”

“En sıkıntılı mesele PKK”

“Türkiye ile Amerika arasındaki en sıkıntılı mesele PKK’dır. Türkiye’deki büyük Kürt nüfusun bir oldukça ülke çapına dağılmış ve nüfusun geri kalanıyla bütünleşmiş durumda.PKK ayrılıkçılık hedefinde etkin olamadı. PKK’nın Irak-Suriye hattında militanları bulunuyor ve bu da gerilimi artırıyor. ABD’nin bunun yanı sıra PKK’yı terör örgütü olarak görmesi birazcık ironik.

Bu konudaki aslolan değişim, ABD’nin PKK’nın Suriye kolu YPG’yi SDG olarak adlandırıp IŞİD’e karşı desteklemesinden sonra geldi. Bu siyaset başlangıç aşamasında büyük bir problem değildi fakat çözüm süreci sonrası 2015-2016 senesinde PKK’ya yönelik Türkiye’nin başlatmış olduğu operasyonlar ve örgüte karşı sert tavır her şeyi değiştirdi. Bu arada Amerika’nın 100 bin benlik YPG kuvvetine öncülük ederek Suriye’nin yüzde 20’sini ve milyonlarca Suriyeliyi denetim etme hırsı, Ankara-Washington hattında mühim bir stres yarattı.

YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesine göz yuman Washington sonraki dönemde örgütü silahlandırmaya devam etti. PKK/YPG’nin (SDG’nin) durumu, Ankara-Şam-Washington ilişkileri belirsiz olduğundan durumu zehirlemeye devam ediyor.”

“Daha iyi ilişkiler olası fakat problemler görmezden gelinemez”

“Washington ve Brüksel’in Türk bakış açısını anlama yeteneği, etnik Ermeni, Yunan ve Kürt gruplardan Erdoğan karşıtı yeni muhafazakarlara, S-400 alımına sinirlenen müdafaa yetkililerine ve Türkiye’deki eylemlere kadar muhtelif lobilerin dizgesel muhalefetiyle engelleniyor.

Türk kamuoyu ise hükümetin esnekliğini sınırlayarak oldukça daha Batı karşıtı haline dönüşmüş durumda. Dolayısıyla muayyen mevzularda ilerlelme fakat Washington bu engellerin üstesinden gelebilirse sürdürülebilir. 

Erdoğan’ın seçim zaferi Amerika ve Türkiye’ye tekrar başlama şansı veriyor. Hızlı, en üst seviye angajmanın ötesinde Washington ve Ankara artık olası olan süratli kazanımlar üstünde çalışmalı: İsveç’in NATO’ya katılımı, F-16 satışı, Suriye’de PKK/YPG’ye saldırmazlık garantisi, Yunanlılarla sükûnet ve Antony Blinken tarafınca da desteklenen Ermenistan-Azerbaycan yakınlaşması… 

Daha iyi ilişkiler olası fakat ne Ankara ne de Washington bunun önündeki engelleri görmekten imtina edemez.”