Medya ve siyaset ilişkisi – Adem Yavuz Irgatoğlu

Medya ve siyaset değişik alanlarda vazife icra ediyor görünse de genellikle birbirinin alanına girme, birbirinin sınırlarını değişiklik yapma teşebbüsünde de bulunabiliyor.

Bu hafta medya ve bürokrasi ilişkisi açısından mühim bir büyüme yaşandı. Bu gelişmeye geçmeden ilkin temel bir duruşu/yaklaşımı/ilkeyi kayıt düşerek ilerlemek istiyorum. Hem bugüne kadarki mesleki duruşum hem de Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğü görevini üstlendiğim anadolugazete.com.tr olarak bizler, değişik medya kuruluşları ve siyasal partiler arasındaki “kavganın” tarafı olmayı, içerisinde yer almayı asla tasvip etmiyoruz. O nedenle burada ele alacağım örnek olarak bu prensip kapsamında değerlendirilmesinde yarar görerek sorular soracağım.

***

Medya ve siyasete baktığımızda her ikisi de kendine özgü konfor alanı olan, elinde bir “güç” barındıran iki ayrı kurum. Tarih süresince siyasetçilerle medya mensuplarının ya da patronlarının “rol değişimlerine” tanıklık ettik. Onları burada ayrı ayrı sayarak vaktinizi almak istemem. Darbe dönemlerine birazcık odaklanıldığında bunların ipuçları görülecektir. Ta ki 15 Temmuz’a kadar…

15 Temmuz, medya açısından bir anlamda “kırılma” noktasıdır. Türkiye’deki basın gösterim kuruluşlarının büyük bir kısmı, o gece darbeye karşı “yekvücut” oldu. Radyolar ve mahalli basın, (herhangi bir mukamele beklemeden) darbe gecesinde halkı bilgilendirmek üzere büyük bir gayret gösterdi. Burada haklarını teslim etmek gerekir.

***

Gelelim bu hafta medya ve bürokrasi ilişkisi açısından yaşanmış olan örneğe…
Bir haftadır Türkiye’de CHP’li adların yapmış olduğu “zoom” toplantısı konuşulurken, enteresan bir büyüme yaşandı. Kamuoyunda “CHP’nin kanlı” olarak adlandırılan Halk TV ile CHP arasında ipler koptu. CHP hakkında “eleştirel” haberlerin dozu artmaya başladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu “destekleyen” ve seçim sonrası Kılıçdaroğlu’nu eleştiren programlara imza atan Halk TV’ye CHP’nin kapıları kapatıldı. Bu gelişmeyi ise CHP Genel Başkan Yardımcısı Eren Erdem, toplumsal medya hesabından duyurdu:

“Halk TV adlı tv kanalı ile partimiz arasında yapılma olan ve Anayasa Mahkemesi (Sayıştay) denetimine tabi; 01.01.2023 tarihindeki protokolün 6.3. maddesi kapsamında, partimiz tek taraflı fesih hakkını kullanmış, Halk TV ile bütün ilişkimiz sona ermiştir.”

Bunun üstüne Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu ise mevzuya dair şu açıklamayı yaptı: “Halk TV ile CHP arasında, parti yönetiminin basın ve öbek toplantılarının yayınlanması karşılığında yapılan, Sayıştay denetimine de doğal olarak olan anlaşma, CHP tarafınca tek taraflı olarak feshedilmiştir… Halk TV’nin objektif haberciliğinin muhatabı seyircisidir…”

Tam da burada şu soruları sormak gerekir:

1-Siyasi parti ile aralarında parasal ilişkiler kuran medya organları “objektif yayıncılık” yapabilir mi?

2-Siyasi partiler niçin kendi gösterim organlarını oluşturur?

3-“Kamuoyu adına” yayıncılık yapan medya kuruluşları bu tür ilişkilerle “tarafsız” kalabilir mi?

4-Kendi gösterim organlarını oluşturan siyasal partiler, diğer basın gösterim organlarını niçin “yandaşlık, havuz medyası, parti gösterim organı” olmakla suçlar?

5-Gazeteciliğin temel kurallarından olan “temas ve mesafe” ilişkisini nereye koyacağız?

***

24 Temmuz’da “Objektif ve yansız yayıncılık yapan…” diye lafa başlayıp bayramımızı kutlayacak olan bütün kesimlere bu sorular arz olunur…

Not: Mesleğini hakkıyla gerçekleştiren bütün meslektaşlarımın Gazeteciler ve Basın Bayramı’nı kutluyorum.