Gelin canlar bir olalım – Emine Baştuğ
“Şehrullahi’l-Muharrem” denilen yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak malum Muharrem ayı, tanrısal bolluk ve feyzin, Rabbani kayra ve keremin coştuğu ve bollaştığı aydır.
Bugün bunun yanı sıra Hicri senenin ilk günüdür. Müslümanlar için dönüm noktası olan hicret, tarihte yeni bir sayfa açmıştır.
Alevi ve Bektaşi mümin canlar Muharrem ayında oruç ve yas tutarak ibadetlerini yerine getirirler.
Bu ayda İmam Hüseyin (As.) ve yaranlarının Kerbela’da (Bela Çölü) Yezit’in emri ile acımasızca şehit edilmeleri Ehli Beyt’i sevenlerin yüzyıllardır bu ayda yas tutmalarına neden olmuştur.
“Olanda hayır vardır” diye beyhude denmemiştir. Üzerinden kaç yüz sene geçse de bu yolla anılması, unutulmaması içindir işte Ehli Beyt’e yapılanlar. Ondandır bu mevzu açıldığında Yezit taraftarlarının bile başlarını öne eğip, “Yok artık orada dur! O kadar da değil” demeleri. İşte bu yüzden biz bilmeyiz Allah bilir.
Her zamanki hasım güçler burada da sahneye çıkıp, Muharrem ayının yalnızca oruç ayı bulunduğunu yayarak bunun da içini boşaltma gayreti içerisine girmişlerdir. Halbuki Aleviler bu ayda su dahi içmeyip oruç tutarak İmam Hüseyin ve yaranlarının yasını tutmaktadırlar.
Görüyorsunuz sevgili dostlar söylemeye gerek yok… Yine karıştırıcıların iş başlangıcında oldukları gün gibi ortadadır. Anlayamadığım şey bütün dünyanın Türk, Türklük ve Türk ırkı ile ne dertleri var ise yüzyıllardır bir türlü halleşemediler. Ortalığı karıştırsınlar da bunun Alevi, Sünni, Kürt, Türk olması asla ayrım etmiyor, yeter ki ülkemizi bir halde tarumar etsinler…
Malum olduğu suretiyle yıllardır, Türklere tecavüz kah aleviler, kah din ve dindarlar üzerinden, içeriden, dışarıdan son hızla devam etmekte olup, saldıra saldıra bir doymadılar…
Son zamanlardaki Çin’de Uygur Türklerine meydana getirilen mezalimin yanı sıra dejenere etme çabaları bütün dünyanın gözünün önünde cereyan etmesine rağmen, maalesef Türkiye’den bile şu şekilde adamakıllı, yüksek perdeden asla ses çıkmaması mutlaka gözümüzden firar etmiş değildir…
Diğer dünya ülkelerinin kuyruk acısını anlarım da, bu hususta Türkiye’den ses çıkmamasını anlamadığım gibi maalesef bana asla iyi şeyler düşündürmediğini de sizlerle paylaşmak isterim.
Ülkemizin, her ne kadar bizi yönetenler tarafınca ehemmiyet verilmese de mükemmel bir kültür mozaiği ile bezenmiş bulunduğunu belirtmek isterim. Örneğin seneler öncesinden bugünleri öngörerek “Amerika katil katil” diye ünleyen rahmetli Aşık Mahzuni Şerif’i alevi diye iyi mi sevmeyeceğiz, haydi açıklayın bakalım!
“Bir gün şu ülkenin başucuna bir not, yanağına da bir öpücük kondurup gideceğim. Çok tatlı uyuyordun, uyandırmaya kıyamadım diyeceğim” lafının sahibi ve her vakit ateist bulunduğunu bağıra bağıra söyleyen ya Aziz Nesin’i nereye koyalım! Bu örnekleri derinlemesine inceleme yaparak çoğaltabiliriz. Dünyada hakikaten de yoktur böyle bir efsaneleşmiş kültür mozaiği olan ikinci bir ülke…
Bence tek kıskanılacak ve gıpta edilecek yanımız bütün dünyanın erişmeye çalmış olduğu seviyeye bizlerin çoktan ulaşmış olmasıdır. İşte düşmanlarımız biliyorlar ki birlikten qüç doğar, derhal çalışmalara başlayıp, bizler daha çok güçlenmeden ve bir türlü hazmedemedikleri bu birliği, beraberliği bozmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Bilindiği suretiyle emperyalist güçlerin elinde bu mevzuyla alakalı her vakit için çoğu doneler, alternatifler mevcuttur. Amaçlarına ulaşmak için Örneğin 1980 ve öncesinde olduğu gibi bazen polis ya da askerin içerisine sızarlar, bazen da din ya da mezhep üstünden yürürler.
Ülkemiz son yıllarda ayyuka çıkan cemaatler, şıhlar, düzmece şeyhler cenneti beyhude mı oldu sanıyorsunuz? Onlar bir dizi olacak şeylerin yalnızca öngörüsüydü. Büyük fotoğrafa bakarsak şimdi de meyvelerini topladıklarını görürüz.
Görüldüğü üzere; içerde ve dışarıda bulunan düşmanlarımız uzun yıllardan beri yumuşak karnımız olarak keşfettikleri işte bu mezhep ya da din üstünden ülkemizi karıştırmak için olağanüstü bir çaba içerisinde olmuşlardır.
Sevgili dostlar; bu farkındalığımızın, bizim geleneğimiz, değerlerimiz, güzelliklerimiz, özelliklerimiz, çeşnimiz, yemeğimizin tuzu, baharatı bulunduğunu sakın unutmayalım, unutturmayalım. Bizler bu eşi benzeri olmayan kültürümüzden utanmamalı, aksine gurur duymalıyız.
Elimizdeki cevherin değerini bilelim, onu hoyratça çevrenin gazına ve dolduruşuna gelmiş olarak harcayıp heder etmeyelim derim ben.
Hepimizin de malumu olduğu gibi bazı zamanlar aleviler üstünden ülkemiz kana bulanmak istenmiştir. Bu hususta etkin olunduğu, çoğu alevi vatandaşımızın can ve mal yitirilmesine uğramış olduğu bilinmektedir.
Bunu yaparken, Mustafa Kemal Atatürk ve tabanca arkadaşları ile beraber Alevilerin dedelerinin de omuz omuza vererek bu ülkeyi kurtarmak için canlarını hiçe saydıklarını düşünmeden, nankörce yapılmıştır hem de bütün bunlar! Peki, buna ne diyeceğiz…
Ayrıca; Yıllardır isteklerinin kabul edilmemesi, hatta gayrimüslimlere tevdi edilen hakların yarısının bile onlara verilmemesine rağmen, tıkır tıkır kelle başı vergi kesmeye devam ediyorsun! Peki, bunu nereye koyalım. Hatta bazı durumlarda PKK tarafınca şehit edilen alevi askerin cenazesine katılmaktan imtina eden bir zihniyetle yüz yüze olduğumuza inanmak istemiyorum biliyor musunuz? Ya bunu kafamızda, vicdanımızda ve yüreğimizde nereye oturtalım…
Neyse efendim, ben daha çok kutuyu açıp da içerisinden fena şeyler çıkmasına meydan vermeden yavaş yavaş huzurdan çekilmek istiyorum…
Tüm alevi yurttaşlarımızın matemleri matemimizdir diyerek, ibadetlerinin Allah katında kabul edilmesi ve bu hoş Muharrem ayı vesilesiyle düşmanlara direnme birlik ve beraberliğimizin kat be kat artması temennisiyle; Devletle ve muhabbetle kalın…